22 Aralık 2014 Pazartesi

Yanındayız Beşiktaş!


18 Ekim 2014 Cumartesi

PAOK Organizasyonu


12 Şubat 2014 Çarşamba

Türkiye Kupası Şampiyonluğu Otobüsü

45 kişi sayımızla Çarşı grubumuzun deplasman otobüsünde yerimizi almıştık. Bir kaç özel iş sebebiyle gelemeyen firarilerimiz dışında kadromuz tamdı. Bu sefer hedef büyüktü, Türkiye Kupasını alıp gelmeliydik Ankara'dan. Önceki Ankara finalini hepimiz hatırlıyorduk ama bu sefer farklıydı. Elimizde 20 otobüs inanmış taraftar, kupayı alacağından emin bir basketbol takımı vardı. Çarşı yine tüm Türkiye'ye büyüklüğünü göstererek 20 otobüs gidiyordu bir basketbol deplasmanına.

23:30 Yavaştan toplanmaya başlamıştık. Semtin muhtelif parklarında biramızı içip, şampiyonluk bestelerini erkenden söylüyorduk. Çarşı'ya doğru yola çıkmaya karar verdiğimizde 12-13 kişiydik, geri kalanımız direk Çarşı'ya gelip otobüse binecekti. Karanlık ve biraz da sessiz olan semtin sokağında yürüyorduk.

00:30 Otobüsler gelmişti, kadro tamamdı. Derneğimizin ayırdığı otobüslere bindik ve uzun bir deplasman yolculuğu bizim için başlamıştı. Altınyol'a çıkar çıkmaz besteler arka arkaya geliyordu. Bu bestelerin arkası sonu kesilmeyecekti. Arka beşlide öyle bir enerji vardı ki, bu enerji gece boyu bazen bizi hayattan solduracak, bazen de bizi hayata bağlayacaktı. Alkol düzeyi de arttıkça şarkıların arabesk'e dönüş hızı da artmıştı.

01:30 Yavaştan gecenin bombası olacak saat gelmişti. Arka beşli ani bir karar ile potpori yapmaya başladı. Ama ne potpori.. Otobüsün ön kısımları uykuya dalmışken arka beşli hiç susmuyordu. Yıldız Tilbe'den giriyor, Ahmet Kaya'dan çıkıyor, Honki Ponki'den giriyor, Trift Shop'a kadar gidiyordu. Ve evet, inanmayacaksınız belki ama tam olarak, hiç ses kesilmeden saat 04:30'a kadar bu potpori devam etti. Ve en sonunda, otobüsünde yoğun ısrarları ve biraz da ağıra kaçan küfürler sayesinde arka beşlide artık dinlenmeye çekilmişti.

05:30 Otobüste herkesi uyandıran deplasmanın vazgeçilmezi olan o otobüs freni oldu bu sefer. Yavaşça dinlenme tesisine girdiğini anlayan herkes uyandı. Bu mola sıradan geçti fakat yüzlerimizi güldüren tek bir sahne vardı. Uzun boylu üyemiz, koltuklardan rahatsız olduğu gerekçesiyle, masaj yapan koltuklara oturdu, bir lirasını delikten içeriye yuvarladı. Daha masajın başladığı onuncu saniyede bir anda koltuk masaj yapmayı kesmişti. Ne oluyor diye bir etrafımıza bakındık ki, arkada birisinin bu koltuğun fişini çektiğini ve yerine kendi telefon şarj aletini taktığını gördük. Neyse abi, giden bir lira olsun. Yola çıkmıştık ve herkes uykuya dalmıştı, en son bir mola daha verip bir daha gözümüzü Ankara'da açacaktık.

07:30 Son molamızı verdikten sonra artık Ankara'ya 3 saat kadar kalmıştı. Ve tayfa inceden muhabbet'e, makaraya başlamıştı. Artık gecenin enerjisi yerini normal konuşma ses tonuna, ve zeka düzeyi düşük esprilerden, yüksek, bazılarımızın anlayamayacağı esprilere dönmüştü. Polatlı'ya girerken aramızdan bir " rehber " bize Polatlı'yı, Osmanlı'nın tarihini, Timur'un fillerini ingilizce olarak anlatmaya başlamıştı. Hepimizin şaşırdığı tek şey ise bu cümlelerin hepsinin gramer kurallarına uygun olarak kurulmasıydı. Fakat en sonunda bayrak kelimesini flag yerine banner diye çevirince ağır makara altına alındığı için bu arkadaşımız da tarih bilgisi vermeyi sonlandırdı.

10:30 Ve Ankara.

11:00 Ankara'yı tanırken bir anda Anıt Tepe'ye gelmiştik. Anıt Tepe, Atatürk'ümüzün yattığı Anıtkabir'in bulunduğu semtti. Hemen otobüslerden aşağı indik ve doğru Anıt Tepe'ye 5-10 dakika mesafeyi yürümeye başladık. Anıtkabir'e girdik. Onlarca kez gelmiş olmamıza rağmen, Atatürk'ü tekrar andık, tekrar o büyük sevgisini içimizde yaşadık. Yeri geldiğinde makara yapan çocuklarız ama konu Atatürk olduğunda hiç bir zaman saygımızdan vazgeçmedik. Saygılı ve ortama uygun bir şekilde gezdikten sonra fotoğraflarımızı çekip Sakarya Caddesi'nin yolunu tuttuk. Giderken bir taksici abimiz ile tam bir Ankaralı gibi konuştuk, la dedik, biz garşıyakalıyız dedik. Bizi pek sevdi mi bilmiyoruz ama 4 taksi sağ salim bir şekilde Sakarya'ya gelmeyi başardık.

13:00 Buradan sonrası hepinizin bildiği gibi coşkulu Karşıyaka taraftarıydık. Besteler söylendi, yemekler yendi, gerekli alkoller alındı. Maça saatler kalıyordu ve kupayı kucaklayacağımıza biraz daha inanıyorduk. Saatlerce birlikteydik ama hiç sıkılmamıştık, hala muhabbetin, makaranın keyfini kaçırıyorduk, taraftar grubumuz Çarşı ile iç içe bir sokakta taraftarlığın ruhunu tadıyorduk.

16:00 Ve artık mesai başlamıştı. Hava atışı yapılmış, salonda yerimizi almıştık. Bestelerimiz artık daha bir gür, artık daha bir ciddiydi. İstatistikleri kovalıyor, sayıları sayıyor, oyunlar çiziyorduk. Böyle böyle olmalı, şuna bir bak ya gibi yorum cümleleriyle stresimizi basketbolcuların duymayacağı şekilde onlara yansıtıyorduk. Yoğun stres yüzünden birbirimizle çok ama çok az konuşabildik. Tüm gözümüz ve kalbimiz sahadaydı. Belki de Türkiye'ye ders olarak okutabilecek bir basketbol tribünü yapıyorduk. Çarşı şeklini yine herkese gösteriyordu.

18:00 İşte o an. Hani bir anda, dünyanın en zengini olursunuz, bir anda dünyanın en mutlusu olursunuz ve hiç bir şeyi düşünmezsiniz hissi var ya. Biz de bu hissin belkide yüzlerce katı vardı. ŞAMPİYON OLDUK. O kupa bu sefer Karşıyakalı sporcuların elinde havaya kalkıyordu. Parkeye indik, basketbolcularımızla abi kardeş gibi sarıldık. Onlar ağladıkça biz ağladık, onlar coştukça biz daha fazla coştuk. Biz şirketlerin, sermayelerin takımı değil, semtin takımıydık. Bu takım da bizimdi, bu taraftar da onlarındı. Hem sporcuyduk, hem taraftar, tek vücuttuk adeta. Cümle alemin Karşıyaka'nın büyüklüğünü göreceği yerdi artık, sahne bizimdi. O kupa kalktı, herkes bir anda aynı ana babadan çıkma kardeş oldu. Sevdamız çok büyüktü ve tuttuğumuz takımı senelerce emekten sonra şampiyon yapmıştık.

20:00 Buradan sonra anlatılacak bir şey yok. Tek değinebileceğim konu basketbolcularımıza bir süpriz yapmamız oldu. Onların verdiği üstleri çıplak şampiyonluk pozunun aynısını 45 kişi deplasman otobüsümüzün önünde verdik. Ankara'nın caddelerinde biraz daha beste söyledik, deplasman otobüsü şöförünü biraz daha beklettik. Herkes bize aptal aptal baksa da aldırış etmedik, şampiyonduk ve Türkiye gerçek bir taraftarlık öyküsünü er ya da geç öğrenecekti.

30 Nisan 2013 Salı

Keep Calm And Be Legend!




23 Nisan 2013 Salı

23 Nisan Kutlu Olsun!

Atatürk'ümüzün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!
Emanetin bizde Ata'm, gözün arkada kalmasın!


20 Nisan 2013 Cumartesi

Ultras Manifesto!

1- Bıçak veya başka bir silah kavgada kullanılmaz.
2- Seyirciler ve yaşlı taraftarlar ile kavgaya girilmez.
3- Polisten yardım istenmez.
4- Yere düşen veya pes etmiş bir taraftara asla vurulmaz.
5- Polislerle hiç bir zaman iş birliği içinde olunmaz.
6- Asla yönetimden para alınmaz.
7- Ne olursa olsun pankarta sahip çıkılır.
8- 90 dakika boyunca tezahürat yapılır.
9- Grup kararlarına saygı duyulur.
10- Eski taraftarlara saygı duyulur.
11- Hiç bir arkadaşını arkada bırakamazsın. Ne olursa olsun omuz omuza olmalısın.
12- Medyayla iş birliği içinde olamazsın.

19 Nisan 2013 Cuma

Denizli Deplasmanı

08:00 Semtten yola çıkıyoruz, 20 kişilik voltumuz dolu, bir ince alkolümüz var, keyifler şahane!

08:25 Volt için parayı toplayalım da sonradan başımız ağrımasın diyoruz. Volt içinde bazı memur arkadaşlarımız var. Cebinden 23.75 TL çıkarıyor, bir de utanmadan memurun hali bu işte diye bize bağırıyor. Bir kartına baksak milyarları var.. Hadi neyse abi!

09:00 İlk molamızı plastik bardaklar için 40 dakika içinde veriyoruz, durun lan daha İzmir'den çıkamadık, neyin molası bu.

10:25 Şöyle bir ara sol tarafa bakar gibi oluyor aramızdan birimiz. Grubun hızlı çocuklarından. Aha lan şu halısaha değil mi diyor. Bir bakıyoruz, vallahi de halısaha, alkolle alakası yok yani olayın. E ne demiştik? Nerede görürsek bir yeşil alan, orası mabettir bize her zaman! Atlıyor volttan mevzularda koşarcasına, giriyoruz yeşil sahaya, bir de küçük kardeşimiz var, korkuyor falan ama veriyor en sonunda topu. Sahaya daldığımız gibi yediye yedi dağılıyor takımlar. Ama ne maç! 5-4 yeniliyor bir takım, üzüntü yok. Hep kaybediyoruz ama daha çok seviyoruz bu oyunu biz! Nerede o eski sokakta top oynayan çocuklar.

11:00 Halısahadan çıktığımız gibi volttayız, ama yorulur mu bu grup!
Şöförümüz Umut Abi'den bizi ayağa kaldıracak o hareket geliyor. Ankara'nın bağları da büklüm büklüm yolları! Bir Allah çekiyoruz, bir bakıyoruz tüm volt ayakta. Yanımızdan korna sesleri geliyor, semtten gelen başka bir volt. Çekin lan sağa diyoruz, iki volt iniyoruz, son ses Ankara'nın bağlarıyla kardeşlerimizle selamlaşıp eğleniyoruz. E bir de yolu kapatıyoruz, Trafik şube, özür diliyoruz! 15-20 dakikalık molayla yola devam ediyoruz. Kaptaaan normal bir insan 2,5 saatte denizliye giriyor, yola çıkalı 3 saat oldu daha Aydın'ı geçemedik! Baaaaaaaaaaaas.

12:50 Şehire girdik. Volt kaptanımız Umut Başkan geçen sene getirmişti bizi buraya, getirdi de ben Denizliyi çok iyi biliyorum ya lafı havada kaldı. Stadı bulamıyoruz. Bu arada memurumuzun elinde mikrofon yoldan geçen tıra Fermuarcı Ahmet Baba türbesi nerede diye soruyor, tırcı şaşkın, yabancısıyım diyor. Yerlisi olsan da Fermuarcı Ahmet Baba türbesi mi olur be şöför? Bu sırada gözlere bir Denizlispor formalı çocuk ilişiyor. Mikrofondan gel kardeşim volta maça gidiyoruz sesini duyar duymaz volta atlıyor bu arkadaş. İçeri bir giriyor ki şaşkın, Aha Karşıyakalılar sıçtım diyor. Denizlisporlu sanmış bizi. Nasıl sanmış anlamadık, ulan şehirden stada volt kaldıracak kadar ne ara zengin oldu bu şehir? Kardeşimiz korkuyor ama dedik ya kahpe değiliz, oturtuyoruz koltuğa bizi stada götür yeter diyoruz, götürüyor da sağolsun.

13:10 Staddayız. Stad önü yemeklerin hastasıyız. Çöp şişimizden, köftemize kadar her şeyimizi yedik. E güneş tepede, stada girip ne yapacağız bu saatte. Hemen bir kahve buluyoruz, başlıyoruz eşli piştiye. Çaylar geldi, ucuzundan. Tam bu sırada dışarıda ses bombaları patlıyor, koşuşturmaca başlıyor. 3-5 kendini bilmez Karşıyaka'nın adını yanlış şekilde ağzına almış. Cezalar kesiliyor, stada doğru yürümeye devam ediyoruz. Stada girer girmez o da ne, 10 otobüs, 5 volt ve 20-25 araçlık KARŞIYAKA ÇARŞI!

14:00 - 16:00 Maçı 2-1 yeniyoruz, keyifler efsane!

16:15 İçimizden birisi Nazillide okumuş Üniversiteyi. İyi biliyor oraları. Ben sizi bir pideciye götüreceğim biteceksiniz, dayanın diyor. Eküri açlıktan ölümle burun burunayken yine de inanıyor. Ne kadar sürer diyoruz, 20 dakika diyor. Buraya dikkat 20 dakika! Uykuya dalıyoruz 20 dakika sonra uyanmak üzere.

18:15 20 dakika denmişti değil mi. Aradan tam 2 saat geçmiş hala pideciye gelmeyi bekliyoruz. Volttan küfürler kopuyor, adamımız eline mikrofonu alıyor. Ulan ibneler, ben de açım, sanki siz uyurken arkaya Pizza söyledim yedim de karnımı doyurdum, geliyoruz işte 15 dakika var sabredin diyor.

18:30 Pideciye geldik. Saldır Kaf Sin Kaf!

19:30 Pideciden ayrılıyoruz. Voltlarda yüzlerde mutluluk var. Ne yedik ama! Yola devam, bundan sonraki son mola kutsal topraklar!

20:00 Su almak için durduğumuz bir benzinlik var, jandarma koruyor. Su almaya iniyoruz kapalı dükkan diyor. Nasıl kapalı diyoruz, susadık, satın alacağız, tüketici hakları? Yok siz Karşıyakalısınız cevabını alıyoruz direk. Karşıyakalıya su satmamakta neymiş? Allaha havale ediyoruz kendisini, çoluğundan çocuğundan bir gün çıkar bu ayıp diyoruz, Jandarma geliyor voltun içine. Onu bunu bırakın da İzmirde neden süperlig takımı yok diyor. Yetmedi mi bu geyik Jandarmaaaa bırak bizi gidelim hadi.

21:50 Semte giriyoruz. Ne varsa Karşıyaka'da var, ülkenin hiç bir yerine benzemiyor bu semt.